An’lattı 2020 / #ozanlayolda 01.01.2021

by Pascal Campion

Çok severim 1 Ocak sabahlarını. Sakinliğin en üst seviyede olduğu bir an, sokaklarda zaten kimse olmaz, doğanın kendine kaldığı anlardan biri gibi gelir. Belki de bugün güneş bile henüz doğmaya karar vermemişken uyandığım içindir ama hepimiz gördük ki doğa kendi kendine kalınca, onun düzenine uyup yaşayınca bize nasıl güzellikler sunuyor. Temizlenen hava, berraklaşan sular, unutulan kuş sesleri ile sahne kendine kaldığında bütün ihtişamıyla bir hayat sundu bize. Sadece bunu anlamak için bile defalarca fırsat sundu 2020 bize.

2020’nin verdiği mesajları en net alan insanlardan birisi olduğumun farkındayım. Tam bir yıl öncesinde bugünlerde başlayan hayatımdaki gelişmelerin bir şeyler göstermeye çalıştığını anlamıştım. Hiç beklemediğim bir yerden geldi ama o da sanırım hayatın tadı dediğimiz nokta oluyor. Ansızın gelen güzellikler gibi beklenmedik gelişmeler de hayatın tam olarak kendisinin bir parçası. O kadar karışık geliyor ki bazen, cümle cümle sıralamak gerçekten zorluyor. Kronolojik bir sıralama yapabilmeyi bırak alakasız olayları birbiriyle karıştıracak kadar garip gelişmeler süreciydi. Bu yıl bu söz defalarca kullandım belki de ama kullanılması gereken en iyi yerin tam da burası olduğunu biliyorum, başladığında nerdeydik şimdi neredeyiz?

Onlarca dilek, iyi niyet sözü, hayalle başlayan yılın içerisinde yaşananların bütün Dünya ile aynı anda bu kadar net hissedildiği bir süreç daha önce gördünüz mü? Yaşımın yettiği döneme kadar olan süreçte ben bilmiyorum. Sadece aile büyüklerimden dinlediğim anılarda savaş dönemi gibi olaylar mevcut. Herkesin aynı frekansta aynı şeyleri hissetmesi farklı bir deneyimdi ama insanların anlaması için de muhteşem bir fırsattı. Evlere kapanılan, gidilmeyen ebeveyn evlerine dönülen, uzak kaldığımız kendimize zorla da olsa yaklaştıran bir dönem. Aldık mı mesajı? Çünkü bağıra bağıra söylüyordu, kendine dön!

Unuttuğumuz, belki de hiç bilmediğimiz ya da bilip bastırdığımız benliklerimize dair bir yolculuktu 2020. Şanslıydım çünkü buna önceden hazırlıklıydım. Olacakları bildiğimden değil de önceki deneyimlerimden sonra değiştirdiğim hayat tarzım ve bildiklerimin de ötesine geçen bilincimle her ne kadar ilk başta yıkıcı bir etki yaratsa da sonrasında başka bir şeyi inşa etmek kolay oldu benim için. Yıkıcı bir etki diyorum çünkü bildiğin yerlerde süründüm ben. E dedim ya hiç beklemediğim bir yerden geldi diye. Herkes hayatında düşmek ne demek az çok bilir ama çok azımız düştüğünde nasıl kalkacağını ya da kalktıktan sonra da yeniden düşmekten korkmaması gerektiğini bilir. Düştüm ve kalktım!

Yıllarca bize anlatılanların, aktarılan deneyimlerin, kalıtsal travmaların acısını çekip durduk. Nereden geldiğini belki de ölene kadar bilmediğimiz bakış açılarıyla yaşadık. Hayatımızda yaşadığımız çoğu şeyin bir tesadüf sonucu olduğunu ve bunlara verdiğimiz tepkilerinde doğru olduğuna inandığımız için verdiğimizi düşündük. Neye göre? Kime göre? Kuşaklar öncesinden gelen deneyimlerin, bir çocuğun doğumu sırasında annesi ile kurduğu bağın, sonrasında ebeveynleri ile olan bağının ne anlama geldiğini hiç düşündünüz mü? Bilinçaltımızda yatan benliğimize ait olmayan inançlar ile kendi hayatımızı yaşamaya çalışmanın ağırlığının altındayken üstüne bir de halen bütün bunların farkında bile olmayan insanlığın büyük bir bölümü tarafından baskılanan şöyle olmalı böyle olmalı zorlamalarıyla yaşıyoruz sandık. Değişti!

Bu yılın modası, rengi, şarkısı, arabası diye televizyonlarda söylenirken bir şeyler bunun üstüne bir de sosyal medyanın etkisi yıllar içinde eklendi. Bakış açımız değişti, değerlerimiz bizim değerlerimiz olmaktan çıktı, sevgiye olan inancımız azaldı. Ama ne yaptı 2020? Şahsen kendi adıma kullanmadığım koca bir gardrobu gösterdi. Giyilmeyen kıyafetler, kullanılmayan uygulamalar, belki lazım olur diye tutulan araç gereçler. Ne zaman böylesine tüketir olmuştuk ki? Yangınla, depremle, virüsün kendisiyle defalarca gösterdi hepsinin anlamsızlığını. Bu yıla dair hatırımda kalan en güzel cümlelerden birisi buraya çok güzel olacak, kendi üretmediğimiz nesnelerle gerçek bir bağ kuramayız. Dönüştü!

Baskılanan trendler gibi ilişkiler de aldı nasibini. Kendim dahil birçok arkadaşımın, yol gösterdiğim insanların hayatlarında bu yıl içerisinde ilişkileriyle alakalı en az bir olay oldu. İlişki diyince akıllara sadece romantik ilişkiler gelmesin aynı şekilde aile, arkadaş veya iş ortamına dair ilişkiler de etkilendi. Neden? Çünkü sorun yine kendimizdeydi de ondan. Yaşadığımız hiçbir şey için bir başkasını suçlayamayız, suçlamamalıyız. O gün ve o an geldiğinde, orada bulunan bizsek kendi kendimizi oraya götürdük demektir. İlişkilere yüklenen anlamlar ve süreci yaşama şekli ne kadar bizdik? Herkesin söylediği gibi kaslı bir erkek ya da ince belli bir kadınla mı olmalıydık? Terfi almak için yalan söylemek kabul edilebilir bir şey miydi? Sırf aileyi memnun etmek için onların deneyimlerince bir çocuk mu olmak gerekiyordu? Kocaman bir hayır. Gösterdi!

Bütün yıl içerisinde yaşadığım her olayda ve yazdığım her yazıda sürekli iki kavram karşıma çıkıp durdu. Sorumluluk ve cesaret. İstinasız her durumun içerisinde varlardı ve etkilerini sonuna kadar hissettiriyorlardı. Cesur olanlar yola çıkıp, tamam durun bir şeyler oluyor ama ne oluyor diyebilenlerdi. 2020’nin kaosunun ortasında ayağa kalkıp, bir şeyleri değiştirmeye başlatanlardı. Yola çıktıktan sonra pes edenler elbette oldu hatta yola çıkmış gibi yapanlar da oldu. Asıl parlayanlar ise yolculuğun sorumluluğunu alabilenlerdi. Bir spor aktivitesine başlayıp, Instagram’a iki hikaye atmak değil de hakkını vererek kas ağrılarıyla kilo verenlerdi. Bir işi isteyip de sadece istediğiyle kalmayan aksine o iş için gerekli olan özellikleri kazanmak için saatlerce çalışıp, kurslara gidenlerdi. Sırf düşmekten korktuğu için hayatında hep birini arayanlar değil de seni seviyorum cümlesinin anlamını ve saf sevgiyi yaşayabilenlerdi. An’lattı!

Ve konu bütün yıl olduğu gibi döndü, dolaştı, bekledi, hatırlattı, her defasında sevgiye geldi. Bahsettiğim bir kelimenin çok ötesinde, hissetmeden anlaşılamayacak hissedildiğinde de yerinde durdurmayan bir şey hatta yine hissedildiğinde her şey olabilen bir şey. Ben bugün 2020’yi bile iyi anıyorsam bunun tek bir sebebi var, saf sevgiyi anlamış olmam. Ne demek ki saf sevgi? Bir insanı ya da olayı olduğu gibi anlamak, kabul etmek, hissedebilmek, içselleştirmek, değer vermek, kendinden bir parça bulmak, yaşamayı istemek, derin bir nefes aldığında tam göğsünün orta yerinde hissedebilmek. Dedim ya her şey olabilen bir şey… Bu ana gelmeden ne dediğimi anlatmak çok zor. Yaşayanlar bu satırları okurken belki kafalarını sallayarak onaylıyor belki de gözleri işte tam da o saf sevgiden hafiften doluyor. Sevmenin ya da sevilmenin yine kendimizle alakalı olduğunu gördük. Kendini sevmek ama işte o anlattığım şekilde olduğun gibi kabul ederek başlıyordu bütün hikaye. Sonra bir başka insanı, sonra çevreni, sonra Dünya’yı… Yaşattı!

Öyle bir konu var ki bahsetmeden geçmenin büyük aptallık olacağını biliyorum. Her şeyin durduğu yerde durmayanlar, yaptıklarını yapmaya hatta daha büyük bir ciddiyet ve zorluk içerisinde yapmaya devam edenler. Sağlık çalışanları, hizmet sektörü çalışanları, üretmede durmayıp devam edenler. Her gün eve geldiklerinde çocuklarına sarılamayan ebeveynler hatta daha ötesinde evine gidemeyenler. Neyi hatırlatıyor bu bize? Saygı. Oturduğumuz yerden bazı şeyleri konuşmak çok kolay zaten kolaya da bu kadar alışmışken en azından Dünya’nın her yerinde bunları yapan insaları hatırladığımızda saygıyla analım her birini. Hayatlarımızı yaşarken kendi yolumuzda yürüyoruz elbet ama hep birlikte inşa ettiğimiz bir Dünya’nın içerisinde yaşıyoruz her anı. Peki ya ben bu inşayı yaparken koyduğum katkı ile ne sağlıyorum diye sormalı insan kendisine. Bugün, şimdi, şu an ve burada yaptığımız şey anında ya da sonrasında mutlaka bir insanın hayatına dokunacak. Hiç kimseye dokunmasa bile bir gün ebeveyn olduğumuzda çocuklarımıza bıraktığımız Dünya’nın içerisinde bir iz olacak. Nasıl hatırlanmak istersiniz? Hatırlattı!

Tam da dediğim gibi oldu, başladığımda neredeydim şimdi nerede. Sayısız an ve anı. Bazen kelimelerin bile anlatmaya yetmediği yerler. Her şeyin ortasında ben 2020’ye de teşekkür ederim ki bütün bunları kendiyle beraber getirdiği ve şimdi de götürdüğü için. Umudumu kaybettiğim gün gerçekten kaybetmiş olduğuma inanıyorum evet o yüzden çocukluğumdan beri uçsuz bucaksız denizlerdeki ufuklara olan tutkum gibi uçsuz bucaksız bir umut var içimde. Farkında olarak ya da olmayarak yaşadığımız bütün anlara, bu anları paylaştığımız insanlara, yerlere ve bizi buraya getiren bütün işleyişin bütün parçalarına minnettarım. Hayatlarımızın zaten kesiştiği şu anda önce kendimizi sonra Dünya’yı severek anladığımız bir yıl olsun.

Ve güneş doğdu. İçimizdeki aydınlığı ve açıklığı her anlamak dileğiyle.

Sevgi ve minnetle,
Alesta!