Bambu’nun Yolculuğu / #ozanlayolda 62. & 63.Gün

by Agnes Szikra

Uzun zamandır yaklaşık gece 11-12 civarında uyuyup sabah 5:30-6:00 arasında uyanıyorum. Benim kendi “yeni normalimde” sabahları uyandığımda saat 9:00’a kadar da telefonumu meditasyon için müzik ve olumlamalarımı açmak dışında kullanmıyorum. Geçtiğimiz gün gelen bildirimde ekran kullanımımın yüzde 50 oranında azaldığını söylüyordu, 2019’un son çeyreğinde bu bildirimin tam tersi yönder artıyor diye gelmesi beni endişelendiriyordu çok net hatırlıyorum; o yüzden bu harika bir şey.

Dün yazmamamın sebebi ise uzun zaman sonra ilk defa gece uyurken zorluk çektim. Çocukluğumdan bu yana erken kalkmaya alışkın olduğum için akşamları geç uyumak sabah kalktığım saati genelde değiştirmiyor, uykusuzluğun üzerine erken kalkınca da odaklanma konusu biraz sıkıntılı oldu. Bütün gün uykusuzluğun gözlerimdeki yanmasıyla geçti diyebilirim. Her şey olması gerekene döndü ve müthiş bir uykunun ardından buradayım.

Bugün geçtiğimiz günlerde yaptığım bir sohbetin üzerine hatırladığım bir hikayeyi size anlatacağım. Bu hikaye emek vermenin ve bekleyebilmenin sonuçlarını, insanlığın kendini anlatabilmek adına her daim esinlendiği ya da direkt metafor olarak kullandığı doğadaki bir yolculuğu anlatıyor. İnsan ve  doğa ilişkisinin önemini umuyorum ki daha da anladığımız dönemde hem kendimize hem de çevremize dair bir farkındalık olacağına inanıyorum. Hikayenin bendeki anlamını ise yazının sonunda anlayacağız hep birlikte.

Korona virüsün hayatımıza girmesine sebep olan Çin topraklarında geçiyor hikaye. Köprü malzemesi olarak kullanılan ve insanları kavuşturan, kağıt olup üzerine hikayeler yazılan, kıyafet olup bu hikayelerde yer alan, süs olup evlerimize bizimle yaşayan, müzik aleti olup yaşamımızın melodilerine ses veren ve geçmişte dayanaklılığıyla silah olarak bile kullanılabilen Bambu’nun Yolculuğu dahil oluyoruz bugün.

Bütün bu alanlarda bizimle olan Bambu, nasıl oldu da buraya geldi? 30 küsür metrelere uzayabilmek, 80 santimetrelere kadar genişleyebilmek nasıl mümkündü? Karakterini Çinlilerin uzun bir ömre, Hintlilerin dostluğa, Filipinlilerin ve Japonların şansa benzettiği sade güzelliğiyle benim çok hoşuma giden Bambu kendi hikayesini nasıl yaşıyordu? Neydi bütün bu yüklenen anlamların arkasındaki sır?

Emek ve sabır.

Her şeyin pratik çözümünü aradığımız ve giderek aslında madde bağımlısı gibi günü kurtaracak çözümlerin peşindeyken biz, Bambu yolculuğuna emek ile başlıyor. Hayatına merhaba demek, büyüyüp bütün bu anlamlara ilham olabilmek için tohum olarak girdiği toprağın altında tam 5 yıl bekliyor! Birinci yıldan itibaren, her dönemde sulanıyor ve gübreleniyor. Sürekli tekrar eden bu işlemi Çiftçi, 5 yılın sonundaki hayaline olan inancı ve içindeki hiç bitmeyen umudu ile yapıyor.  

Emekle geçen yılları ise beklemeyi sağlayan, anlık bildirimlerin değil de 5 yıl sonrasında toprağı aralayıp yeşilliğini göstermesini beklemeyi sağlayan şeyin adıdır sabır. Toprağın altında geçen yıllarda saldığı güçlü kökleriyle ortaya çıktıktan sonra artık kimse tutamaz Bambu’yu. Her gün neredeyse metrelerce uzar ve sadece 6 ay gibi bir sürede 30-40 metreleri bulur. 5 yıllık bir bekleyişin ardından ne garip değil mi?

Dayanıklılık ve esneklik.

E o kadar bekledi toprağın altında, güçlendi. Hikaye 6 ayda uzamasıyla bitmeyecek tabi… Ailemden kaynaklı olarak demir çelik fabrikalarının ve sohbetlerinin içinde büyüdüm. Babam hep anlatırdı; çelik için önemli olan noktalardan ikisidir dayanıklılık ve esneklik diye hatta düşünsene bir örümcek ağı kadar esnek ve dayanıklı çelik olduğunu diye eklerdi. Bambu da kendi yapısında fazlasıyla dayanıklı  ve bu dayanıklılığa göre harika bir esnekliğe sahip. Üstüne üstlük Bambuları gövdesinden kestiğiniz zaman yeniden daha güçlü büyüdüğü de bilinmektedir.

Her ne yapıyorsak emek vermemiz gerektiği aşikar, emeğin olmadığı bir yerde hiçbir şekilde köklü çözümlerden bahsedemeyeceğiz. Bu emeklerin sonuçları için sabretmeliyiz. Belki de hepimizi en çok zorlayan noktalardan birisidir bekleyebilmek ama bir düşünün gelecek olan şey ne kadar özel olacak. Hepimiz hayatlarımızda kendimizce sorunlar yaşıyoruz, dağına göre kar yağarmış diye çok sevdiğim bir atasözü var. Yaşadığınız sorun her ne ise çözebileceğiniz için sizinle, sorunu çözme sürecine dayanabilme yeteneğinizi geliştirin. Yolculuğumuzda şekillere gireceğiz, darbeler alacağız, bazen yeni kapıları aramak için denemelerde bulunacağız, inişler ve çıkışlar olacak… Asla demek yerine olaylar, oyuncular, mekanlar ve zaman karşısında esnek olun. Kapıları çarpmak yerine aralık bırakın ya da sessizce kapatın. Ben buyum ya da değilim diye diretmek yerine değişimi kabul edin, yoksa daha sert kırılmalar yaşamak zorunda kalıyor insan.

Tam 5 yıl öncesinde yaşadıklarımla meditasyon yapmaya başladım. 5 yıl öncesinde ilk girişimimi yaptım. 5 yılda neler değişti uzun uzun konuşmak gerekiyor. Ve bundan tam 6 ay öncesinde bir şey daha yaşadım, şimdi anlıyorum ki 5 yıl öncesinde toprağa gömülen tohum, 6 ay öncesinde verdi ilk filizini. 5 yıldan da ötede toprağımı hazırlayan her şey etken, 5 yıl öncesinde beni toprağa eken şeyler, 5 yıl içerisindeki bütün sularım ve gübrelerim, hepsinin sonucunda 6 ay önce filizlenmemi ardından hızla büyümemi sağlayan durum. Ne diyeyim ki, iyi ki varlar.

Bambu özel bir bitkidir. Hatta 120 yılda bir çiçek açanlarının olduğu da söylenir. Belki 120 yıl sürmez ama o çiçek bütün bunlara değer mi? Bence evet.