Archives Eylül 2020

“Acaba su anda ne haldesiniz?” / #ozanlayolda 22.09.2020 21:45

By Pascal Campion

İnternette bir yerlerde görmüşsünüzdür belki; 10 yıl sonrasına kendinize e posta yollayın, 5 sene sonra kendinize mektup yollayın gibi etkinlikler. Az önce telefonuma tam bir yıl öncesinden bir bildirim geldi. 21:30’da hatırlatmak üzere kurduğum anı hatırlıyorum. Ne kurduğum gündeki niyetim gibi geldi ne de kurulduğu gibi, altında şöyle bir şey daha yazıyordu; “1 sene sonra bugun…” etkinliği iptal edildi.

Nasıl garip şeyler oluyor değil mi?

Konunun ne olduğunu anlatmayacağım onu merak edenler varsa merak ettikleriyle kalacaklar. Çok derinden gelen bir bildirim olmasını bilmeniz yeterli. Hayal bile edilemeyen anlardan tahmin bile edemeyeceğimiz günlere 1 senelik bir yolculuk olmuş. Yoksa gerçekten bir hayal miydi de hayal bile edemeyeceğimi düşünüyorum? Yok yok, öyle değil. Hayatımın en gerçekçi anlarıydı. Başlangıcıyla bitişiyle, yaşanılanlarıyla yaşanması istenenlerle… Evet evet, her anıyla muhteşemdi.

Hep konuştuğumuz gibi hayatın her anının bir anlamı var diyoruz ya ana bir yandan da bunu kaçıranlar şans yok bende diyip geçiştiriyor. Peki hiç şansın kendisiyle tanıştınız mı? Ben tanıştım. Annem küçüklüğümden beri sen çok şanslı bir çocuksun derdi, işte o zaman anladım şansın nasıl bir şey olduğunu. Şansın neler yapabildiğini gördüm, şansı hissettim, şansla gelen her şeyi saf bir sevgiyle sevdim. Ve evet; ben Ozan çok şanslıydım.

Bazen böyle her şey akıp gidiyorken, kulaç atmaktan yorulmuş ve nefesiniz artık kalbinizi zorluyorken kendinizi bırakırsınız suyun yüzeyine. Ne olacaksa olsundur artık… Zaten her zaman olacak olan olur da bahsettiğim şey öyle değil. Akıntıya karşı kulaç atmanın ne manası vardır? Suyun yüzeyine bıraktıktan sonra içiniz bir sakinleşir, nabız tekrar düşer, nefes normalleşir ve o panik havası gitmiştir artık. Kulaklarınızda suyun yarattığı eşsiz güzellikteki uğultu, gözleri kamaştıran güneş, gövdenizin üzerini ürperten rüzgar… Bu bütünlükle her şey makul gelir insana ve tamam der; iyiyim. Ama ansızın suyun altından bir şey gelirmişçesine sıçrar, birden bire panik! Heyecan yeniden tavan, az biraz da korkuyla suyun içinde yeniden çırpınma hali. Öyle geldi o e posta bildirimi işte. Dedim ya ne o zamanki niyetim gibi ne de olması gereken gibi.

Sorun yok, yüzmeyi biliyorum. Sorun yok, suya dalmaya bayılıyorum.

Yüzmeyi biliyorsanız nefesinizi de nabzınızı da kontrol edebilirsiniz. Suya dalmaktan korkmuyorsanız o alttan gelen şey hissi neymiş acaba demek için dalarsınız derinliklere. İşte o cesarettedir denizin altındaki muhteşemliğin keşfi. Ya bir şey dokunmamıştır size ya da dokunan denizin bir parçasıdır. Denize girmeyi seçen bensem, denizin kurallarına uymalıydım zaten.

Uzun bir süredir yüzüyorum, bunun bir kısmı profesyonel antrenmanlarla geçti. Ve yine çocukluğumdan beridir de suyun altında olmayı çok seviyorum. Ama yüzme ya da dalma konusunda daha önce deneyimleriniz olduysa 1 metreye dalmak ya da kısa mesafe yüzmekle daha derine dalmakla uzun mesafe yüzmek birbirinden çok farklı şeylerdir. Bunlar arasındaki farkı ancak ve ancak derine ya da uzuna giderken anlayabilirsiniz.

Ve öyle de oldu…

İşte daha derine dalabiliyorum artık dediğim noktada daha da derin olabileceğini gördüm. Her daha derine daldığımda da derinliklerin getirdiği güzellikleri gördüm. Nefes nefese kaldım, kalbim çarptı, kaslarım ağrıdı. Ama bit anlamı vardı bunların, kimsenin bilmediği veya göremediği güzellikleri vardı bu yolun. Peki o zaman sorun muydu bütün bu yorgunluk? Elbette değildi.

İlk defa suya girerkenki titrek ve ürkek halimden, suyun içerisinde dilediğince oyun oynayabilecek kıvama gelen bana… Bildirim bir yıl öncesinden gelse de hikaye yüzyıllık belki de binlerce yıllık. İnsanlar değişti, mekanlar değişti, zaman aktı gitti. Bir gün geldi, binlerce yıl sonrasında bile aynı hikaye yazıldı. Daha fazlasını istedikleri için eş yarattığı insanları tekrar ikiye böldü Zeus ve böylece başladı ruh eşlerinin birbirlerini arama hikayesi. Olimpos dağının zirvesinde miydi insanlığın aradığı yoksa kalbinin derin sularında mı saklıydı gizli güzellik?

Bir yılda çok şey değişti bir şeyin haricinde ve o bir şey hiç değişmeyecekti. Bütün olayların, mekanların, insanların ve zamanların ardından bize kalacaktı o tek şey. Yükseğe sıçrayıp düştüğümüzde ayağa kaldıracak ya da dibe vurduğumuzda tekrar yüzeye çıkartacaktı bizi. Her şeyden ötede, o hep bizimle olacaktı. Ve evet bir yıl öncesinde koyduğum hatırlatma etkinliği iptal olduğunda yine hissedilen tek şey o olacaktı. Her ana iyi ki derditecek, şükürlerle dolu bir hikayenin muhteşem anılarını hatırlatacaktı bir bir… O muhteşem şey sadece tek bir şey olabilirdi, adı da sevgiydi.

Ben böyle denize aşık oldukça; derinler de keşfedilir, duru sulara binlerce millik seyahatler de edilir. Kolay mıdır dillere destan hikayelerdeki hazineyi bulmak?

Konuşacak çok şeyim var. Peki ya bir sene sonra…

“Acaba su anda ne haldesiniz?”

#10da11 ile Yolculuk Notları 2 / #ozanlayolda Değişim Deneyimi

by Pascal Campion

Tanıyorum bu hissi hem de çok iyi biliyorum. Ortaya çıktığı zamanlarda neler yapmış olduğumu ya da daha başka neler yapabileceğimi bana gösteren, yolculuğa anlam katan o anlarda yine yeni ve yeniden enerjiyle dolmamı sağlayan o his. Nasıl da keyifleniyorum böyle olduğu zamanlarda… Arkama yaslanıp hayatın sunduğu bütün o gizli güzellikleri görebilmenin mutluluğu var içimde. Bilmiyorum size de oldu mu ama bu hissin adı tamamen; başardım. Gelin, bu sefer ortaya nasıl çıktı konuşalım.

Anlamak, anlatmak, deneyimlemek ve deneyimlemek üzerine kurulu hayat yolculuğumda yolumun kesiştiği yüzlerce insanın belirli dönemlerde hikayelerine ortak oldum. Bunlar bazen yine o güzel hayatın bize getirdiği hoş denk gelişlerle oldu, bazen de özellikle destek isteyenlerle bunu gerçekleştirdik. Hepsinin bir bütün olduğu yerde gördüğüm ve bildiğim şey hiçbirinin tesadüf olmadığı. Eğer tesadüfe inanıyorsanız bütün şansınızı görmezden geliyorsunuz demektir çünkü hayatın her anında yatan bir mesaj ve ona yükleyeceğimiz anlamlar vardır.  O mesaja tesadüf diyip geçmek de sizin elinizde hayatımı değiştirdi demek de.

Birçoğunuzun bildiği üzere yeni bir dönem için #10da11 ekibi kurduk ve onlar için “Değişim Deneyimi” yolculuğunu başlattım. Normal şartlar altında çok daha derinlemesine ve uzun zaman dilimi içerisinde gerçekleştirdiğim bu tasarım, değişime dair ilk adımı atmak isteyenler ve pratikliği sevenler için kısaltılmış bir şekilde 10 günlük program haline getirdim. Programda ruhsal, zihinsel ve bedensel birçok farklı noktadan yaklaşımlarla temelde kendimize olan bu yolculuğa çıkmak ve kendini tanıdıkça dışarıdaki Dünya’nın da nasıl değiştiği sürecini deneyimleme imkanı buluyorsunuz. En güzel yanı ise bütün sorulara sizlerin cevap veriyor olmanız.

Birilerinin şunu yap, bunu yap, böyle doğru demelerinden hiç haz etmem çünkü buna inanmıyorum. Daha öncesinde verilen cevaplar o zamanda o cevabı verenler için doğru olabilirken bugün bizim için doğru olmayabilir hatta aynı anda aynı soruya farklı cevaplar da verebilmek mümkün. Günümüzün “koçları” gibi kopyala yapıştır cümlelerle, okuduğunun tek doğru olduğunu düşünerek kendisinden yardım isteyene bunu dayatması benim için pek makul değil. #10da11 sürecinde yaptığım şey bunun çok ötesinde ve özellikle dikkat ettiğim noktalar var. Birincisi kendi hayatımda deneyimlemediğim ya da kullanmadığım hiçbir şeyi anlatmıyor olmam ve bütün katılımcıların cevapları kendilerinin buluyor olması.

Başlarken bir LinkedIn gönderisine e posta adresini yazarak “gönüllü” olarak başladıkları bu yolculukta katılımcıların yine büyük bir bölümü açıkçası neye uğradığını şaşırdı. Açıkçası bu alışık olduğum bir durum ama her defasında yine beni çok heyecanlandıran ve keyiflendiren bir an. Çünkü bir insanın değişimine tanık olmak hatta o değişimi sırasında onun yanında olup yolu gösterebilmek bana bütün hayatım boyunca değerli gelecek bir şey. 11 farklı insanın 11 farklı hikayesinde bulunmak bir an garip gelebiliyorken,onlarla birlikte kendi hayatlarının keşfedilmemiş sokaklarına girmek hem ruhumda hem de zihnimde işte bu! diye mutluluk çığlıklarının atılmasını sağladı.

#10da11’in bu döneminde de aklıma kazınan çok farklı noktalar oldu. Değişimden korkup günler geçtikçe akıştaki bütün anlamları yakalayıp program sonunda başladığı yerle hiç alakası olmayan bir değişim geçirenler de vardı, ilk başlarda hadi başlıyoruz ya da hazırım diyip sonraki günlerde bu enerjiyi bir daha asla göremediklerimizde oldu. Bütün bunlar tabi yine benim açımdan yorumlar ama biliyorum ki bütün katılımcıların hayatında en az bir şey değişti ve adım atılmış oldu. Yine onların hayat hikayeleri ve yaşanılanlar özel olduğu için detaylarını fazla paylaşamayacağım fakat daha söylemek istediklerim var.

Önce sadece bu program için değil de uzun zamandır gördüğüm ve bu programda da karşıma gelen bir şeyden bahsediyorum. Bireysel olarak birinin bir şey sunmasını bekleyen o kadar çok insan var ki bu ayrı bir dert. Asıl kafama takılan şey birisi bize bunu sunduğunda takındığımız tavır. Tekrar ediyorum sadece program özelinde gördüğüm bir şey değil  bu durum. Bir restoranda, mağazada, yolda, evde her nerdeyseniz size hizmet sunan birine yaptıklarından sonra teşekkür etmek hiç zor olmasa gerek. Hatta size bu hizmeti sunan kişi üstüne bir de bunu gönüllü olarak yapıyorsa kesinlikle zor olmamalı. Servis yapan garsona, taksiyi süren şöfore, kıyafetinizi paketleyen görevliye minik bir teşekkür belki o an sizin hayatınızda çok şeyi değiştirmeyebilir ama bunu her defasında yaptığınızda hayatınıza yeni bir mutluluk kaynağı katacağınızdan eminim.  Bir de bunun karşı taraftaki etkisi var ki o bence çok daha değerli. Hizmeti sunan insanın yaptıklarının karşısında hizmeti alanın memnun olduğunu bilmesi, onun yaptıklarını daha keyifli yapmasını sağlayacaktır. Memnun kalmadınız mı? Yapıcı bir eleştiriyle bunu dile getirebilirsiniz, kavgayla değil. Kavga yoluna girdiğiniz bir iletişimin sonunda dayak yerseniz de söylenmenin bir anlamı yok.

Program devam ederken yıllar öncesinde üniversitede beraber çok vakit geçirdiğimiz bir arkadaşım aradı. Açıkçası ilk aradığında çok şaşırdım ve o zamana kadar böyle bir şeyi hiç beklemezdim diyebilirim. Son zamanlarda hayatında neler yaşadığından bahsetti yani aslında o da tam olarak bir değişim sürecindeydi. Böyle bir zamanda aklına gelmiş olmam ve konuşmamız sırasında kurduğu “… seninle olan konuşmalarımızı özledim abi. Bunları yaşarken de seninle tekrar konuşmanın iyi gelebileceğini düşündüm.” cümlelerinin değerini anlayabilir misiniz? Uzun uzun konuştuk, son zamanların hikayesini dinledim, kendi deneyimlerimi anlattım ve önerilerimi sundum. Seçimler yine onun olacak ama konuşmanın sonunda “seninle sohbet etmenin iyi geleceğini biliyordum” demesi hayatımda şöyle geriye yaslanıp, her şeyin nasıl da birbirine en uygun zamanda denk geldiğini hatırlamamı sağladı.

11 kişi, 1 program, o sırada bambaşka 1 kişi daha ve bir Ozan. Bütün olarak baktığımda yine çok değerli bir dönemi daha tamamladığımı görüyorum. Hepsinin arasında benim için en önemli olan şeylerden birisi ise yazının başında yazdıklarım. Bir insanın değişimine tanık olmak hatta destek olmak benim için müthiş bir şey! Evet yine başardım ve evet yine o his. Hepimiz değişiyoruz, bilinçli olarak değişenlerimiz bu sürecin tadını almaya devam ediyor. Diğerleri bunlar nasıl oldu diye söyleniyor. Hayatlarımızda yaşanılanların, yerlerin ya da insanların bizlere getirdiği mesajlar var ve bu mesajlara özgürce anlam yükleyebildiğimizi anladığımız anlarda o beklediğimiz sıçramalar geliyor.

Ben Ozan Ulaş. Adımın ne ifade geldiğini yıllar sonra keşfettim. Hiç gitmediğim yerlere ulaşacak ve anlatılacak bir hikaye yazıyorum. Siz de hayatınızda bir değişim başlatmak, hedef koyup, o hedefe beraber yürümek için birisine ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız; bana yazın! #ozanlayolda Değişim Deneyimi’nin bir parçası olun.

Visit Us On YoutubeVisit Us On LinkedinVisit Us On Twitter