27. Yaş Yolculuğum ve “İyi ki”lerin Hikayesi

Bir yıl önce neredeydim şimdi neredeyim diye başlayabileceğim bir yıl. Bilinen bütün hisleri hissedip ardından bilinen bütün duygulara dönüşen bir yıl. Bulutların üzerindeyim derken yerin en dibinde kendimi bulduğum ardından tamam burası da güzelmiş tekrar göğe çıkabilirim dediğim bir yıl. Her anıyla, dahil olan herkesle, gidilen her yerle, alınan bütün derslerle, kazanılan mükemmel deneyimlerle bence muhteşem bir yıl. Her yıl kendi kendime yazdığım yıl sonu değerlendirme yazımı bu yıl günlüklerimin bir kısmı gibi herkese açıyorum. Neler oldu, neden oldu, nasıl oldu, ne öğrendim gibi onlarca sorunun cevaplarını aldığım son bir yılıma gelin birlikte göz atalım…

1 Ocak yılbaşı olarak bütün insanlığa keyif verir ancak ben bireysel olarak asıl dönüm noktalarının insanın kendi doğum günlerinde olduğuna inanırım. O yüzden kendi doğum günümden bir sonrakine kadar olan yıl benim yılım olarak anlam kazanır  ve bütün bakış açım ona göre şekillenir. Sonuçta her ne kadar bir ve eşit olsak da her bireyin kendine özel bir yolu var, bizi eşsiz kılan nokta da bu yollarda yaşadıklarımıza dair kendi bakışımız.

Tam bir yıl öncesine gidelim…

Geçtiğimiz senemde bu zamanlarda hayatım öylesine derinden değişti ki bunu ben ve en yakınımdakilerden başka kimse bilemez. Saf sevgi nedir diye sorsam kaç kişiden yanıt alabilirim? Ama asıl konu burada yanıt almak da değil, bu sevgiyi bütün hücrelerinde hissediyor olmaktı. Böylesine etkili bir değişimin ilk adımlarıydı, kurduğum cümleler sevgiyle kutsandı ve evet Dünya’ya farklı bir şekilde bakmaya başlamıştım. Ne kadar da şanslıyım hala bir sene öncesinden bu kadar güzel bahsedebildiğim için.

Hayatıma dahil olan o güzel insanın etkisiyle bambaşka bir yolculuğa doğru gidiyordu hayatım. Geçmişteki zorlukların, yaşanan üzücü deneyimlerin, can yakan anların ardından zamanı gelmişti zaten güzelliklerle dolu anlara koşarcasına adımlar atmanın. Bu bir ilk kıvılcımdı, hatta yanardağın patlamadan önceki titreşimiydi belki de çünkü olacak olanlar çok daha fazlasıydı. Ozan kendini Harikalar Diyarı’nda hissediyordu.

Arkadaşlarım bana hep Oz Büyücüsü derler, kendine büyücü yakıştırması yapılan bir insanın büyülenmesi kolay bir şey değildir. Ancak büyüye kapılıp gitmek de yapılacak hatalardan biridir. Çok şükür aradaki ince nüansı görebilecek ve her ne kadar romantik bir ilişkinin etkisiyle başlasa da süreç hayatın geriye kalan bütün gerekliliklerini de yapmam gerektiğinin farkındaydım. En güzel yanı da parmak uçlarınıza kadar hissettiğiniz o sevgi, dokunduğunuz ve yaptığınız her şeyde sizinle oluyor. E bundan sonra zorluk mu kalır? Engel bir sorun mu teşkil eder? Asla.

Hayatın geriye kalan kısmı dediğim noktalardan birinde askere gitmem gerekiyordu, bedelli de olsa bu konu açıkçası biraz kafamı kurcalıyordu. Emir komuta zincirinin sorgulayan yanımdan dolayı beni çok zorlayacağını düşünüyordum. Bundan daha da kafamı kurcalayan kısım ise 21 gün de olsa sevdiklerimden uzakta olma durumuydu. Telefon aracılığıyla bunu biraz da olsa çözebildim, diğer konu için de askeriyeye girdiğim andan itibaren sorgulamayı bir kenara bırakmam gerektiğini hatırlattım kendime. Hoş tabi yaptım sorgulamaları ama bir sorun olmadı. Aksine askerde sistemin ne kadar güzel işlediğini gördüm. 60 kişi uyandığın koğuştan sonra bölükte 300 kişi, ardından taburda binlerce kişi belirli düzen kuralları dahilinde çok kısa bir sürede bir araya gelebiliyordu. Buna benzer düzenlerin ne kadar net ve devamlı olarak işlediğini fark etmek bana keyif vermişti. Ancak sabahları mıntıka temizliği yaparken gözünün içine baka baka içtiği sigaranın izmaritini yere atan bir diğer askerin sayesinde de sorunun insanların kendinde olduğunu hatırladım. Böyle küçük küçük hatıralarla askerliğimi de geçtiğimiz yıl içerisinde yapmış oldum.

Geçtiğimiz senenin öncesinde okulum ile alakalı olan durumumu hiç kendi adıma sorun etmemiştim. Çünkü zaten yapmak istediklerimi rahatlık ile yapıyor, diplomanın bana getireceği herhangi bir şey olmadığını biliyordum. Kendi yaptığım girişimler, danışmanlık yaptığım işletmelerle çalışma hayatımda atmak istediğim adımları atıyordum. Öyle değilmiş… Geçtiğimiz yılın en güzel derslerinden birisine geldik. Yine bu zamanlarda fark ettim okulu bitirmem gerektiğini. Bu konunun aklımda ince bir sürüncemede olduğunu, ister istemez beni bir şekilde tuttuğunu anladım. Bunu başlamış olan bir işi tamamlamak ya da yapmaktan vazgeçmek olarak düşünebilirsiniz. Ama ben tamamlamalıydım… Çünküsü yok sebepleri bu seferlik bende kalsın. Ancak şu kadarını söyleyebilirim ki, kendinizi ifade etme alanınız henüz oluşmadıysa insanlar sizin geçmişinize ya da sahip olduğunuz sıfatlar, dış görünüşünüz gibi konulara bakarak sizin hakkınızda yargılarda bulunabiliyorlar. Bu durum yine benim için bir tetiklenme anıydı. 8 senedir devam eden eğitimimi tamamlamam gerektiği konusunda artık emindim.

Emin olmak yetmiyordu,  zamana da ihtiyacım vardı. Bütün sınavları ve dersleri bir günde verebilecek potansiyelde olan ben ama her şeyin zamanı var diyen okul sistemi. Herkesin kendince haklı olduğu bir yerde, en haklı kim olur? Ya da orta yol nasıl bulunur? Benim için bunun çözümü anlayıştan geçiyordu. Okul sistemini anlayışla karşılayıp sürecin tadını çıkartarak devam etmeye karar verdim. Benim süreçten tat almaktan kastım kendime yeni hedefler koymak ve o doğrultuda sınırlarımı zorlamaktır. Hayallerimiz ve isteklerimiz doğrultusunda okul sürecine yeni bir hedef ekledim. Hayatımda olan insanın da almak istediği yurt dışı eğitiminin yanına benimkini de koyduk. O dönemde erasmus programı benim için bir seçenek olarak duruyordu ancak ortalamam henüz yetmediği için değerlendiremiyordum. Hala şans vardı! Dedim ya sevgi varsa zorluklar kolay olur, engeller kolayca geçilir diye… Üniversite hayatımda 3 not ortalaması nedir hiç düşünmedim bile ama yeni hedef var, hayaller var, sevgi var öyle vazgeçmek olmaz. Motivasyonu nerede aradığımızla alakalı olan bir durumdu. Motivasyonu en yakınımda, içimde, kalbimde bulmuştum. O dönemi 3’ün üzerinde ortalama ile tamamladım. Geçtiğimiz dönemse bu ortalama 3.8/4 gibi bir duruma geldi. Bahane üretmeye gerek yoktu çünkü, fırsatlar vardı ve kurallarına uygun oynanması gereken bir oyun. Oynadım, sınavları geçtim, hakkı kazandım. Gelecek dönem Almanya’dan satırları yazıyor olacağım.

Her şey harika görünüyor değil mi? Bu arada yazdıklarım kronolojik değil, konulara göre ayrılmış gibi düşünebilirsiniz. Kronolojik yazarsam özel anıları da anlatmam gerekecek o da anıları yaşadığımız insanların rızaları olmadan yapabileceğim bir şey değil ayrıca özel onlar zaten derslere odaklanın, dedikodu peşinde koşmayalım. Hayat bize bütün güzelliklerini sunuyordu ve şükürler olsun hepsinin farkındaydım. Kuantumcuların, pozitif enerjicilerin imreneceği düzeyde ne düşünüyorsam hepsi bir bir gerçek oluyordu. Asıl önemli olan hepsi sevgi, mutluluk ve coşkuyla oluyordu. Ne kadar sorunsuz değil mi?

Değil.

 Hep denir ya hayat biz planlar yaparken olan olayların bütünüdür diye heh tam da öyle deneyimlerim de oldu. Yaklaşık 10 tane birbirinden farklı türde ve büyüklükte iş yaptım.  Bu işlerin bazılarında her şey yolunda giderken bazıları öylesine karışık bir hal aldı ki geriye kalan bütün hayatımı etkilemeye başladı. Eylül ayında yaptığım işin ödemesini Ocak’ta alınca işin rengi çok değişiyor. Eğer sabit bir geliriniz yok ve kendi hayatınızı devam ettirme niyetindeyseniz, üstüne üstlük bu ödemenin basamakları fazlaysa etkisi hayatınızda gerçekten büyük oluyor. Diğer işlerinize yapacağınız yatırımlardan, özel hayatınızda yaptığınız harcamalara ardından bunların psikolojik etkilerine kadar hepsini tek tek derinden etkiliyor. Bu durumu en iyi girişimciler bilirler. Hayatınızın her alanındaki krizi yönetmeniz gerekiyor. Yönetebildim mi? İş ile ilgili maddi süreci evet, diğer konulardaki etkileri biraz karışık.

Her şeyin bu kadar güzel olduğu yerde hayatın dengesi yine kendini gösterecekti. İyi kadar kötü, güzel kadar çirkin de olacaktı elbet. Küçük küçük can sıkıcı şeylere pek takılan bir insan olmadım hayatım boyunca. Ancak geçtiğimiz yılımın tam ortasında beni o bahsettiğim sevgiyle tanıştıran, bütün bu bahsettiğim iyi kilere yolculuğumu başlatan insan ile bir dizi üzücü olay yaşadık. Hepsinin sonunda hayat yolunu benden ayırmayı seçti. Saygıyla karşılanması gereken bir karardı elbette çünkü yine haklı bir taraf ya da suçlu bir taraf yoktu. Yaşanılanların hepsinin bir sebebi olmakla birlikte bugün yine dönüp baktığımda her anı iyi kilerle anmanın keyfi içerisindeyim. Elbette çok üzüldüm, eminim üzüldü. Bulunduğumuz zaman içerisinde böylesine derin bir sevginin, etkileyici bir iletişimin ve her alanda birbirini ileriye taşıyan bir ilişkinin yaşanmış olması en güzel kelimelerle hatırlanmalı. Bu yaşadığımız ilişki benim kendi adıma ilişkiler konusunda sanırım master yapmamı sağladı. Bu konuda çok şey anlatabilirim ancak geçtiğimiz yılın en özel anları ve üzgünüm ki asıl kilit noktaları bu ilişki içerisinde saklı ancak yine özel alanımız olduğundan daha fazla detay veremeyeceğim.


Şöyle düşünerek devam edebiliriz, her şeyi başlatan bir ilişkinin sonu yeniden doğuşumun başlangıcı oluyordu. Ayrılık kararının ardından çoğunuz bilirsiniz o duyguları… Bitmişlik, tükenmişlik, kırgınlık, kızgınlık, umutsuzluk vs. hepsi her anımda yine vardı. Fakat bende bir şeylerin farklı olduğunu hissediyordum. Bahsettiğim sevgi hala benimleydi ve yaşanılan her şeyi görebilmemi sağlıyordu. Hissettiğim her şeyi, anlam yüklediğim bütün duyguları tek tek görebilmekle beraber bunlara sebep olan olayların ardındaki asıl nedenleri de çözümleyebiliyordum.  Bu yüzden hala onu çok iyi anladığımdan eminim. Ayrılık sürecinde kendimi minik bir kampa aldım. Ruh, beden ve zihin odaklı bir çalışma süreciyle birlikte bahsetmiş olduğum ayrıntıları yakalayabilme becerim giderek gelişti.

Bitti mi? Hayır.

Tamam dibe vurduk, bundan daha aşağısı olmaz derken korona karşıma çıkıverdi. Doğada, sokaklarda, denizde, dağda kısacası kapalı ortamların dışında olmayı çok seven benim için farklı bir durum olacaktı evde olmak. Yine burada şanslı olduğumu söylemeliyim, 2015’ten bu yana yaptığım meditasyon en büyük destekçim oldu. Ve yine olanları görebilmemi sağladı. Korona’nın bütün Dünya’ya vermiş olduğu mesaj herkes için kendinize dönün oldu bence. Bunu fark edenler bu süreci hala çok keyifli bir şekilde geçirmekteler. Mutluluğu ya da huzuru herhangi bir kahvecide oturmak sananlarsa hala söylenmekte ve ilk fırsatta kalabalıklara karışarak virüsün yayılmasına destek olmaktalar. Evde oturmaktan yakınıp, evde oturmaya sebep olan şeyin yayılmasına destek olmak da nasıl bir saçmalık silsilesidir anlamıyorum.

Ayrılığın, koronanın etkisiyle büyük bir değişimin içine girdiğimin farkındaydım. Ancak yine her şey biraz karışık geliyordu. Süreci sadeleştirmek ve üzerimdeki gereksiz yükleri atmam gerekiyordu. Pandemi dönemiyle birlikte ailemin yanına döndüm. Bu 8 senedir yalnız yaşayan bir adam olarak farklı bir zorluk olacaktı. Çünkü alıştığınız bir yaşam tarzının ardından aynı evin içerisinde saygı duyulması gereken ortak bir düzen mevcut. Bu benim hayatımın değişmesi demek değildi sadece aynı zaman da yine aynı süredir bensiz evde yaşayan ailemin de yaşam şeklinin etkilenmesiydi. Elbette inişli çıkışlı dönemler oluyor ancak çözülemeyecek bir durum yok. O yüzden aynı şeyi yaşayanlar varsa ki elbette vardır, boşa söylenmesin.

Nisan ayından bu yana gelirken yaşadıklarımın birçoğunu #ozanlayolda yazı serimde sizlerle paylaşıyorum. Bugünlerde 3. Ayı tamamlıyoruz. Ve hatırlıyorsunuzdur her ayın sonunda bir ay değerlendirmesi yaparım, bu sefer ki yıl değerlendirmesi oldu biraz. Bu satırları yazmak benim için şu an çok rahat görünse de yaşamak pek kolay değildi. Anlatmadığım çok şey var elbette ancak genel hatlarıyla nelerin kritik değişimlere sebep olduğunu anlatmak istedim. Bütün bu yolculukta önce kendimi hatırlamam gerekiyordu ve aslında şimdi dönüp bakınca daha net görebiliyorum her şeyi. Bir hayatın kahramanı olmak, bir insanın sırtını yaslayabileceği insan olmak, bir değişimin lideri olmak, bir girişimin kurucusu olmak… Hepsi bugün yine kendini bilmek ile mümkün.

Hayatlarımızda elbette sorunlar yaşıyoruz, canımız sıkılıyor, moralimiz bozuluyor, canımız hiç ummadığımız yerleden ummadığımız derecelerde yanıyor. İnsanların öldürüldüğü, çocukların üzüldüğü, hayvanların işkenceler gördüğü, anlayışımızın yetmediği ve nice kötü diyebileceğimiz durumun ortasında olmak anlayabiliyorum çok zor geliyor. Vazgeçecek miyiz? Kendi adıma asla. Geçtiğimiz yıl düştüm, tökezledim, süründüm, ağladım, sinirlendim… Yine geri kalktım. Kalkarken yaptıklarım vardı, yanımda olanlar vardı, bunlara sebep olanlar vardı, karşımda duranlar vardı, tekrar düşürmeye çalışanlar vardı… E yani? Kalktım. Hayallerim var, istediklerim var, hala sevdiklerim ve beni sevenler var. Hepsine yeniden binlerce kez teşekkür ediyorum. Ve şükürler olsun ki bugün bu satırları keyifle yazabiliyorum. Son bir yılın hikayesinin baş kahramanları var, onlar kendilerini çok iyi biliyorlar. Onlara özellikle çok teşekkür ederim.  Bugün geldiğimiz yerde hepimiz, istisnasız bir şekilde iyi ki doğmuşuz! Herkese iyi gelmek zorunda değiliz elbet ama unutmayın ki sizden ilham alan, güç bulan, sevginizi hisseden birileri mutlaka vardır. Yeter ki anlayın, anlayışla karşılayın. Sorun dediğimiz çoğu şey aslında bize ait şeyler değiller. Bin yıllardır edinilen deneyimlerin kodlamalarıyla değişen bakış açımızın bize sunduklarını kendinizinmiş gibi alıgılamayın. Herkes bir birey olarak, kendi tahmin ettiğinden ve insanların hakkında düşündüğünden çok daha ötesi. Kendinizin farkında olun, size değer verenlerin farkında olun, hayatta sahip olduklarınızın farkında olun. Yıllar önce bir falcı 27 yaşımdan sonrasının çok farklı olacağını söylemişti, bir ironi olarak 27 yaşımda büyük değişimlerden geçtim. Şimdi yeniden kendi adıma yeni bir yıla başladım ve her şeyden suyunu çıkartana dek keyif alma vaktidir.

Sevgiye inanın. Olur!

İyi ki doğdum!