Akışta Yazmak / #ozanlayolda 01.05.2021

by Pascal Campion

Çekmecede ya da bir dolabın içinde duran albüm açılır, fotoğraflar bir bir geçilir… Eskiden albümlere bakmayı daha mı çok severdik yoksa onları özel kılan kısıtlı imkanlarla çekilmiş ve saklanabiliyor olmaları mıydı? Şimdilerde ise tek tuşla çektiğimiz her anı yine tek tuşla silebiliyoruz. Peki ya silindiğini düşündüğümüz şey nedir? Fotoğrafı mı görmek istemiyoruz yoksa orada var olan anıdan mı rahatsız oluyoruz? Cevap belli de dönemsel olarak oluşan kafa karışıklıklarını gelin bi kelimelere dökelim, bakalım neler olacak…

Eski fotoğraflar değil de kendi tuttuğum eski notlara dair kısa bir geri dönüş yaptıktan sonra buralara geldim. Elbette yine kurduğum cümle; neredeydim şimdi neredeyim oldu. İnsan geldiği yolu gördükçe ayrı bir güzel hissediyor, düşünsenize çocukluğumuzdan bu yana kadar yaşayıp geldik. Onlarca anı, hikaye, olay, yer ve insanlar… En ilginç tarafı da bunları yaşarken başka, üzerinden zaman geçtikçe başka hatırlıyor oluşumuz. Bunun iyi bir yanı olduğu gibi kötü yanı da var, nasılsın? Hayatımızın kilit noktası dengeyi yine gördük mü birlikte.

Yaşanılan yaşanırken iyi geldiği gibi zaman geçtikten sonra kötü de hatırlanabiliyor. Farklı bir açıdan da yaşanırken kötü olanlar zaman içinde şükredecek konulara dönüşebiliyor. İyi ya da kötü hatırlamak deneyimlerimize bağlıyken olanı olduğu şekilde kabul etmekse farkındalığımızla doğru orantılı oluyor. Anlatması bu kadar kolay gibi gelirken yaşarken pek kolay olmuyor, nereden biliyorum? Elbette kendi yolculuğumdan… Onlarca hikaye vardır hepimizin hayatında kabul etmenin kolay gelmediği ya da her şeye rağmen teşekkür edemediğimiz.  Birkaç defa bunu yapmaya başladığında insan bu kası gelişiyor bence sonra zamanla daha da rahatlıyor demek isterdim ama gelen deneyimlerin dozu da artabiliyor. O yüzden geleceğe dair hüküm vermeden, geçmişi olduğu şekilde bırakarak elde ne var ona bakmak en pratiği.

Belki birkaç  yerde denk gelmişsinizdir; insan tanımayı çok severim. İnsan tanımanın, hikayelerini dinlemenin ya da ortak olmanın bana kattıkları çok fazla. Hissettiklerim, öğrendiklerim ya da kazanıp-kaybettiklerim derya deniz. Bu sıralar ise en çok konuştuklarımız haklı olmak ya da hak etmek kavramları üzerinden geliyor ve yine bunlara bağlı olarak sorular, üstüne bir de herkese göre değişen cevaplar.

Biraz geri çekilip izlemek istiyorum tekrar son zamanlarda. Bunun bendeki sebepleri neler olduğunu anlama yolculuğuna koyulmak, bir şeyleri ispat etmek yerine anlayışla kabul edip kendi yolculuğuma devam etmek ve savaşmanın bana vereceği zararı yaşamak yerine uzlaşmanın huzurunu yakalayabilmek. Bu konudaki düşüncelerimi “Savaşmak ya da Barışmak” konulu podcastimde anlatmıştım, dileyen dinleyebilir. Bu düşüncelere gelmemin de bir yolculuğu var elbette.

Dinlemeyi sevdiğim kadar anlatmayı ve konuşmayı da seviyorum fakat aradaki denge şaştığında kendi adıma zorlanıyordum tabi. Bazen çok dinlediğim zamanlarda, ben de anlatsaydım biraz diyorum ya da çok konuştuğumu hissettiğim zamanlarda ise karşıdaki kendini ifade etsin diye farklı bir çabaya giriyordum. İşte tam da burada bir çözümleme yaptım kendimde. Anlatmak istediğimde ve üstüne bir de çooook konuşmak istediğimde ne birisinin beni dinlemesini  beklemek ne de dinleyenin de çok yorulacağı bir ortam yaratmak yerine yazmaya başladım ve hatta şu an onlardan birisi. Bütün notlarım, denemelerim, blog yazılarım hepsi aslında kendimle konuştuğum ve kendimi dinlediğim cümlelerden ibaret. Bir yerden sonra kesmedi mi, podcast kaydetmeye başladım. Şimdilerde ise yazıları da podcastleri de farklı farklı insanlar takip ediyor, bu da ayrı bir mutluluk sebebi benim için.

Yazının geldiği noktada ise kendime hatırlatmak için gördüğüm şey yine kendi yolumda yürümeye devam etme niyetimmiş. Konuşmak ya da anlatmak olsun her nerede ne yapıyorsam kendi yolumda yürüyerek yapıyorum bunu. Beni dinlemek ya da konuşmak isteyen insanlar zaten bir şekilde bunu yakalıyorlar; mesela blog veya medium yazıları, mesela podcastler, mesela Discord topluluğumuz. Birini yürüdüğün yola ikna etmek savaşmak kadar yorucu bir şeyken ikna olduğunda da hiç düşündüğün gibi olmayabiliyor. Oysa kendi kendine gelen öyle mi? Saatlerce aradığın yapboz parçasının yerine oturma anındaki rahatlık gibi hayatının bir yerinde seni bir şekilde tamamlıyor. Gelmek istemeyeni ya da gitmek istemeyeni de yargılamadan, kabul ederek devam etmek gerekiyor çünkü yine her şeyin özünde herkes kendi yolculuğunu yapıyor.

Birbirimizin hayatlarına böyle dokunuyorken aradaki hassas dengenin ve düzenin farkına varmak en muhteşem şeylerden birisi oldu benim için. Deneyimlerimden öğrendiklerim, anladıklarım ve öğrenip ya da anlayacaklarım hepsi bu düzenin birer parçasıydı. İnsanların arasında çok yakın olmadığım gibi herkesten uzaklaştığımda da kimseden ayrı kalmadım. Suyun içindeki çamurun durulmasını ya da trafiğin akışına dikkat etmeyi öğrendim. Şimdilerde ise kim haklı ya da kim haksız düşünmeden önce buraya nasıl geldik, ne idik ne olduk, neler öğrendik, neleri kabul edebildik, neleri değiştirdik diye düşünmem gerektiğini hissediyorum.

Sahi buraya nasıl geldik? 🙂