Anlam Yaratma Yolculuğu / #ozanlayolda 52.Gün

by Svetoslav Stoyanov “Creator of Reality”

Uzun zaman sonra gece uykularım normale dönerken daha da erken uyanmaya başladım. Sabahları erken kalkmayı seviyorum, bu hem sabahın enerjisini hissetmemden hem de çocukluğumdan bu yana gelen bir alışkanlık olmasından kaynaklı. O yüzden hiç saatlerce uyuyabilenleri anlamadım…

Tarih 22’yi gösterirken, bugünün benim için olan anlamı geliyor aklıma. Derin bir nefes alıp devam ediyorum satırlara. Ne kadar ilginç değil mi? Hayatın anlamı nedir diye sorsanız, anlam yaratma yolculuğudur derim. Öğrendiğimiz anlamlardan, yüklediğimiz anlamlara kadar her şeye anlam veriyoruz.

Yüzyıllar, belki de binlerce yıl öncesinde ya da tarihin henüz ne demek olduğu bilinmeyen bir dönemde birisi çıkıp 734hz & 757hz arasındaki bir titreşimin, gözle görülüp ardından da beyinde algılanmasına bir anlam yükledi. Bu anlam o kişinin bu titreşimi hissetmesi ile bu hissin beynindeki bir yargı sonucu vardığı bir durum ile duygu halini aldı. Ardından bu duygu ile kararlar verdi. Kızdı, heyecanlandı, tahrik oldu… Sonra bu titreşimi ifade etmenin daha kolay yolunu aradı ve bir kelime ile söylemeye karar verdi. Kırmızı. Red. Rot.

Az önce kırmızı renginin algısal hikayesini dinlediniz. Elbette kullanılan renk sözcüklerinin etimolojik hikayeleri var ancak bakmamız gereken başka bir açı.

O birisi bu titreşime kırmızı dedikten sonra ne oldu? Önce etrafındakiler demeye başladı, sonra bu bilgi yayıldı, kuşaklar arasında aktarıldı. O titreşimi görenler aynı kelimeyi söylemekle yetinmedi, üstüne bir de etkilerini farklı şekilde yorumladılar. Hatta bir zaman sonra baktırlar ki insanlar üzerinde etkileri var, bunu bilinçli olarak kullanmaya başladılar. Bu da pazarlamada renklerin önemine getirdi bizi. Konumuz bu mu? Yok değil, biz devam edelim.

E ne olmuş herkes o titreşime kırmızı dediyse? Bütün sır burada açığa çıkıyor, hiçbir şey. Kırmızı herkes için kırmızı olmak zorunda mı? Değil. Herkes kırmızı diyor diye demek zorunda mısınız? Asla. Pekala siyah da diyebilir, x de diyebilir ya da garip bir ses ile ifade de edebilirsiniz. Bunu yapmak da herkes özgür. Ancak bunu yapmayı seçtiği andan itibaren insan şöyle bir durum ile karşılaşıyor, anlaşmazlık.

Nasıl yani?

Anlaşmak. An’laşmak. Kelime anlamı bence, aynı anı paylaşmak demek. Aynı anı paylaşmak ne demek? O anın gerektirdiği titreşim ne ise iletişimde bulunan tarafların aynı şekilde titreşmesi demek. Birisi titreşirse olmuyor ne yazık ki çünkü anlaşma eylemi işteş bir durumdur, yani iki taraflı gerçekleştirilen bir hareket. Bu yüzden kırmızıya kırmızı demeyen siz, geriye kalan ve kırmızı diyen herkesle bir anlaşmazlık durumuna geçeceksiniz. Ben bu algıyı değiştiririm, yeni bir şey yaparım diyorsanız buyrun sahne sizin. Zaten Dünya’yı da böyle insanlar değiştirir.

Tamam kırmızıya kırmızı demedik. 734hz kaybetti mi o titreşimini, hayır. O hala aynı durumda… Burada akıllarda bir şeyler canlanıyor olmalı, eğer yoksa hızlandırayım o süreci. En temelde olan konu bir titreşimdi ve bütün etki bu titreşim ile başladı. Sonra bu titreşimin farklı yorumlanmasıyla farklı etkiler… Daha da berraklaşmış olmalı.

Temelde her şey bir titreşim.

Bütün anlattıklarımın bir sonucu var. Aynı şeyleri hissediyor, farklı duygulara bürünüp, farklı kararlar verebiliyoruz. Bu yüzdendir mutluluk birisi için başka birinin kollarında olmakken bir diğeri için gitmek istediği yere varmak olabilir. Bu yüzdendir başarı birisi için bir insanın hayatına dokunmakken bir diğeri için istediği okula gitmek olabilir. Kavramlar, kelimeler, isimler, duygular… Hepsi kendi içimizden tanımladığımız, anlam yüklediğimiz şeylerdir.

Gelsin soru. Neye, kime, nasıl, ne kadar, neden anlam yüklüyoruz?

Şimdiii… An’laştık mı?