Fazlalığı Yolda Kendine Yük Etme / #ozanlayolda 51.Gün

by Isabel Emrich

Hiç söylemiyorsunuz dün 2 ve 0ların titreşimleri ile dolu bir tarihmiş ama neyse bugün de şanslıyız çünkü tam da bugün yaz gündönümü! Yeni bir enerjiyi karşıladığımız bu sabahta da yolculuğumda dün odak noktam olan bir konuyu sizlere anlatırken bir yandan da kahvemi yudumluyor olacağım. Kahve hazırlayacak olan varsa hazırlasın, başlıyoruz!

Hayatta temel olarak, dilimizde de kullandığımız üzere, 3 zaman dilimini kullanırız. Geçmiş, şu an, gelecek… Hepsine bakış açımız hayatımızda aldığımız kararları derinden etkilerken hangi zamana göre neyi yaptığımızı, nerede yaşadığımızı çoğu zaman karıştırıyor olabiliriz. Aslında bu hayatımızın farkında olmadığımız bir kaosun içerisine sürüklenmesine bile sebep olabilir.

Peki ya bu kaosu nasıl çözümleyebiliriz?

Demiştik ya hani her yanımızda sistemler var, yaptığımız, hissettiğimiz her şey bir sistemin parçası. Bir sistemi anlayabilmek için derinliklerine inip, parçalarını ve dinamiklerini görüp analiz etmek gerekiyor. Hatta bazen bu parçalar bile kendi içerisinde ayrı sistem ya da sistemler bile olabiliyor. Her adımda bir vaov! haline bürünme ihtimaliniz çok yüksek. Gelin biz de zamanı az önce söylediğim gibi 3 temel  parçasında inceleyelim.

Geçmiş

Geç-miş. Üstüne çok fazla söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama yine de bir şeyler yazacağım. Adı üstünde zaman olarak geride kalmış, olmuş ve bitmiş. Yaşadıklarımızın hepsinin algısal olarak aslında zamanda geride kaldığını düşündüğümüz bütün her şeyin bulunduğu yer. Belki de çok söz söylemeye gerek var çünkü geçmişlerimiz çok şey barındırır. Bütün insanlığın deneyimleri DNA’larımızda kodlanmış ve bu cümleleri okuduğunuz ana kadar sizi getiren bütün durumların hayatımız üzerindeki etkisini hiç düşündünüz mü?

Aranızda kimileri reenkarnasyona inanıyor da olabilir, tek bir hayatı deneyimlemeye gelmiş olan da olabilir, hayat dediğin ne ki diye sorgulayan da, bunları şu ana kadar hiç düşünmemiş olan da olabilir. Ama hepinizin inkar edemeyeceği bir gerçek var, bütün bu düşüncelere ve bu hale sizi geçmişiniz getirdi. Önceki hayatta yaşadıklarınız, büyüdüğünüz aile ve çevrenin deneyimlettikleri, sistemlerin sizi rahatsız etmesi ve aynı zamanda sistemlerin size sorgulamayı unutturması…  Geçmiş değişmeyecek, geçmiş oldu ve bitti. Edinilen bütün deneyimlerdeki dersleri görüp, alınması gereken mesajları almadığınız sürece geçmiş hep rahatsız edecek.

Hepsini toplayalım ve şimdi kendinize dönüp bir bakın, nereden nereye? Peki ya bu baktığınız siz misiniz?

Şu An

Anı yaşa, carpe diem, now is a present… Söylemesi ne kadar kolay ve havalı! Yaşaması? Nasıl bir durup düşündünüz değil mi? Önceki yazılarda sorumluluk ve cesaret demiştik, var mısınız anı yaşamaya? Söylemesi keyifli olan şey biraz rahatsız ediyor olmalı ama endişeye yer yok, çünkü gerçekten keyifli! Yapabildiğiniz sürece… Gelen mesajlar, çalan müzik, komşunun sesi, evin rengi, havanın sıcaklığı, yemeğin tadı, gözlerinizin yorgunluğu, boynunuzdaki ağrı, atan kalbiniz, aldığınız nefes…  Hepsi şu an! Ne kadarının farkındayız? Sahip olduklarımızın kıymetini bilmek ya da görmemiz gerekenleri görmek için çırpınıp duran bütün elçilerin mesajlarını alabilmek ne zaman mümkün? Hep denir ya, insan sahip olduğunun değerini kaybettiğinde anlar. Bunu mu bekliyoruz?

Yaratmak istediğimiz değişime ya da varmak istediğimiz noktaya sadece şu anı değerlendirerek gidebiliriz. Şu anı ne kadar değerlendirirseniz, geçmişi değiştirmek gibi bir derdiniz olmayacak çünkü geçmişi de zaten siz dilediğinizce yaşamış olacaksınız. Her şeyi kontrol edebilir miyiz? Bilmem. Denemeye değer mi? Bence kesinlikle, sizce?

Gelecek

Leyla ile Mecnun’da gemiyi bekleyen İsmail Abi’nin umudu gibi, hepimiz içten içe koca bir inançla kaplıyız; o gemi gelecek. Hep ileriyi hayal edip, hep olacak olanları düşünüyoruz. Bir şekilde bir motivasyon kaynağı yaratarak oralara varma halini hissediyoruz.  Gelecek hep oralarda bir yerlerde, gelecek hep gelecek. Üniversiteyi kazanmak bir dönem gelecekken, iş bulmak gelecek olabili ya da işi bulduktan sonra araba almak, bir sonraki adımı düşündüğümüz an hep gelecek.

Geleceği oturup beklemenin bir anlamı  yok. Gelecek sadece ve sadece şu  anda yaptıklarımızla inşa edebileceğimiz bir yolculuk. Az önce söylediğim gibi, nasıl ki geçmiş sadece şu an yaptıklarımızla değişebilirse, gelecek de şu anda yaptıklarımızla gelecek.

Şimdi hepsini toparlayalım…

Geçmiş, ona bakıp bunlar nasıl oldu ya diye söylenerek değişmeyecek. Bu size depresyondan başka bir şey getirmez. Gelecek, hayalperest olup sadece beklemekle ya da acaba olacak mı diye korkarak yaşamakla da gelmeyecek. Şu an, yüzeysel olarak anı yaşıyorum demekle an’lanmayacak.

Hepimiz kendimizce deneyimler yaşadık, üzüldük ya da mutlu olduk. Hepimiz hayaller kurduk ya da toplumun baskıladığı şeylerin olması gerektiğine inandık. Ve yine hepimiz bütün bu kaosun ortasında aldığımız nefesi, kalp atışımızı, damak tadımızı unuttuk. Gelin gündönümünde bunların hepsini gözden geçirin ve yine kendimize bir dönelim.

Geçmiş deneyimleri unutun gitsin. Gelecek kaygılarını salın gitsin. Herkesin söylediğini dinlemeyi ve yaptığını yapmaya çalışmayı bırakın gitsin. Atın üzerinizdeki yükleri ve kendimiz olma halinin mükemmel hafifliğini ve keyfini hissedin.

Şimdi dönün kendinize bir bakın… Peki ya bu baktığınız siz misiniz?