İçten Gelen Yol / #ozanlayolda 59.Gün

by Schin Loong

“…
Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez
Gönülden gönüle giden…” – Neşet Ertaş


Enerjisini fazlasıyla hissettiren  ve önümüzdeki yeni yolcululuklara kapılar açan, sendromun çok bir anlam ifade etmediği bir Pazartesi sabahında başladım aklımın ve ruhumun içindekileri kelimelere dökmeye… Çok heyecanlı olduğum zamanlarda uzun cümleler kurmak beni mutlu ediyor neden bilmiyorum. Heyecandan konuşamamak gibi durumu da pek yaşamamışımdır o yüzden heyecanı hissettiğimde daha da enerji doluyorum. İşte öyle bir gün!

Yazılarımı okuyanlardan aldığım yorumlar; seninle sohbet ediyormuşum gibi oluyor, kendimi buluyorum, yazdıkların çok içten cümleleri etrafında şekilleniyor genelde. Hepsinin merkezinde ise tek bir kavram var zaten anlamı da içten gelen demek olan, etimolojik kökeninde Arapça’da “bir şeyin en iç kısmı, özü” demek olan; samimiyet.

Z kuşağının gündemde olduğu son günlerde, kuşağın bütün temsilcilerinin karakter yapılarında öne çıkan özelliklerden birisi olan bu kavram hayatımızda giderek daha da önem kazanacak gibi görünüyor. Bir yandan da acı gerçekleri su yüzüne çıkartıyor. Biz yine konuyu iki parçada değerlendirip, nasıl bir sonuca varacağız bakalım.

Önce, önceden olan ve bugünümüze etki eden samimiyet yoksunluğu…

Doğasında birbiriyle etkileşime geçmek olan insan zaman içerisinde bu etkileşimin farklı yollarını denedi ve öğrendi. Öğrendiklerinin üzerine çalışmalar yaparak, yaşadığı gelişmeyle birlikte bu yollarda da farklı tarzlar edindi. Kendini ifade etmek niyetiyle ortaya çıkan süreçte öncesinde yaşadığı deneyimler ve geleceğin belirsizliği kaygısı yüzünden bu niyetini ve kendini korumaya almaya çalıştı. Bu koruma hissi öncelerinde belki istemsizdi ancak zaman içerisinde, bence ekonomik çıkarların da büyük etkisiyle, istemli bir şekilde yapılan eylemlere dönüştü.

Kendini korumaya alan insan, korumaya aldığı noktaları kimi zaman hiç ifade etmemekle birlikte eksik veya yanlış ifade ettiği durumlar olmaya başladı. Gelin bir örnek üzerinden pekiştirelim. Geçmişte kendi inandığı doğruları söylediği bir şekilde zarar görmüş bir ebeveyn tarafından büyütüldüyseniz, düşündüklerinizi söylememeniz için öğütler almış olabilirsiniz. Başka bir açıdan kendini ifade eden bir bireyin karşı taraftan herhangi bir şekilde, bir flört süreci ya da iş görüşmesi olabilir, olumsuz yanıt aldığına tanık olduysanız bilinçaltınız size “karşının duymak istediklerini söyle” gibi bir taktiksel yaklaşımda bulunmuş olabilir. Ancak hepimiz biliyoruz ki samimiyetsizlik açıkça hissedilir bir durumdur.

Şu anımızda yakaladığımız ve geleceğimize etki eden samimiyet…

Bütün bunların tersi yönde, ilk başta da bahsettiğim gibi bireyin kendi özünden geleni rahatlıkla ifade edebilmesi gayet kabul edilebilir bir durumdur. Ve hatta bundan doğalı da yoktur… Hissettiklerimizi ve düşüncelerimizi karşıya aktarabilmek içimizde büyük bir rahatlamanın kaynağı olurken, bunu yapamamak bizi fazlasıyla sıkıntılı bir sürece sürükleyebilir. Bulunduğumuz durum ve şartlar doğrultusunda bunu yapabilmek büyük beceridir.

Kimi zaman olacak olanlardan korkup kimi zamanda “söylesem tesiri yok, sussam gönlüm razı değil” çelişkisiyle kendini boğuşurken bulabilir insan.  Korkularımızı kabullenemediğimiz bir düzende, korkarak içimizden geçenleri söyleyememek muhtemeldir. Önce kendimizi kabullenip, ardından olduğumuz gibi kendimizi ifade ederken, karşımızdakinin de bizi olduğumuz gibi kabul etmesi bu etkileşimin çerçevesini oluşturmakta.

Ancak samimiyet çerçevesinin de suistimal edilmesi ve bireyler tarafından farklı yorumlanması da mümkün. Bu çerçeveyi gördüğü resimle dolduran aynı resmi karşıdaki göremeyince, görse de aynı değeri vermeyince üzülebiliyor ve kızgınlık sürecine girebiliyor. Bu yüzden dikkat etmemiz gereken noktalardan birisi de neyi; nasıl söylediğimizdir. Eğer söylem tarzımıza dikkat etmezsek, ne söylediğimiz bütün anlamını yitirebilir. Bir kez olsun haklıyken haksız duruma düştüyseniz bunu çok iyi bilirsiniz.

Geldiğimiz noktada gerek yenil nesil, gerekse bizden önceki nesillerle olan etkileşimimiz olumlu anlamda etkilemek istiyorsak samimiyet bizim için önemli bir değer olacaktır.  Müşterisine samimi yaklaşmayan marka da, sevgilisine samimi olmayan partner de, samimiyetsiz bir takım oyunu da bir gün mutlaka kötü bir kapanış yapacaktır. Eğer hem kendimizi hem karşıyı rahat hissettirecek bir durumda bu etkileşime devam edersek, bütün yaşanacakların ne kadar keyif olduğunu ancak ve ancak o zaman anlıyor oluruz. Ve bütün biriken anılar, güzel bir çerçevenin içini doldurduktan sonra her baktığımızda bize yine aynı hisleri yaşatacaktır.