Yol Sormak / #ozanlayolda 53.Gün

by Daniel Rodgers

Geriye çekilip, uzun uzun olanları izlediğim bir gün oldu. Etrafımdaki insanların tepkileri, LinkedIn akışımdaki paylaşımlar, telefonuma gelen mesajlar ve e posta kutum… Durup sakinleşmek insana daha geniş bir bakış açısı kazandırıyor, olayların arkasındaki veya derinindeki şeyleri görmeye başlıyor. Bütün bu olanların arasında öne çıkan bir şey vardı, yurt dışı merkezli bir girişim Türkiye operasyonlarına başlamak için benimle çalışmak istedi. İşsizliğin arttığı, ücretlerin düştüğü bir ortamda nereden baksanız çok güzel haber. Bakalım süreçte neler olacak…

En başında benim gibi bilmediğiniz bir yola doğru bir yolculuğa çıkıyorsanız bazı noktalara dikkat etmeniz gerekiyor. Bunlardan en önemlisi kendini bilmek bence ama kendini bilmek yolu gitmeye yeter mi? Elbette yeter diye düşünüyorum, sadece bu yolu kolaylaştırmak için ne varsa denemeye de açığım biliyorsunuz. Bilmediğimiz bir yola en rahat nasıl gidilir? Sorarak.

Aramice/Süryanice “doldurma” kökünden türeyen sormak eylemi bize kökleriyle bir mesaj veriyor, doldur.  Sonuçta bilinmezlik boş bir kutu, içine koyduklarımızla bilinmeye başlayacak ya da hatırlayın hamur öyle şekillenecek. Bu yol gidilir mi, yolda ne ya da kim var, nasıl gidilir gibi yüzlerce soru üretebiliriz. Teknik olarak  değil de biz yine konuya işlevsellik açısından bakalım.

Soruları öylesine sormamak gerekiyor ki işe yarasın, bu eylemi 3 parçada değerlendiriyorum ben; neye, kime, nasıl.

Neye?

Varmak istediğimiz yeri bilmedikten sonra kim bize nasıl yardım edebilir ki? Çıktığımız yolculukta yaşamak, deneyimlemek ve öğrenmek istediğimiz her ne ise önce onu belirlememiz gerekiyor. Ardından sorulan sorular ona dair olmalı ki cevapları yolda bize yardım edebilsinler.

Kime?

E bizim bir hedefimiz var, oraya gitmemiz gerekiyor. Herkese bu doğrultuda soru sorulabilir çünkü bence herkesten bir şey öğrenilebilir.Bu bakış açısını kaçırmamak gerekiyor ama. Aksi takdirde yolunuzla ya da yolculuğunuzla alakalı işe yaramayan insanlardan işe yaramayan bilgilerle kafanızı dolduruyorsunuz. İşe yaramayandan ne öğreniriz ki? Ne yapmamamız gerektiğini.

Diğer durum? Tadından yenmez. Deneyimleri dinlemek, bilgileri öğrenmek, bakış açısını anlamak bunların hepsi mükemmel şeyler. Üstüne üstlük bir de soruyu sorduğumuz kişi bizim yolculuğumuza benzer bir yolculuk yaşadıysa bir altın madeninden daha değerli bir bilgi kutusu var karşınızda demektir.

Nasıl?

Buraya dikkat etmezseniz, diğer iki konu çöp olacaktır. Neden? Neyi, kime söylediğinizin yanında nasıl söylediğiniz bütün anlamını değiştirebilir. Söylem şekli alınacak cevapları zorlaştırabiliyorken, çok kolaylaştırıp hiç beklemediğimiz güzelliklerle de karşılaştırabilir bizi. Buradaki kritik nokta ise bence samimiyet. Ardındaki niyeti kötü olan bir söylem şekli hiçbir zaman işe yaramayacaktır.

Dün denk geldiğim bir yazıda “yardım istemek” kavramının öneminden bahsediyordu. Yardım istemek kimseyi güçsüz, aciz ya da beceriksiz yapmaz. Tam aksine varmak istediğiniz sonuca sizi daha çabuk ulaştıracağı için daha az yorulmanıza, daha kısa zamanda varmanıza katkıda bulunur. Anlattığım üç noktaya da dikkat ettiğiniz takdirde, keyifli yolculuklar.

Haydi öyleyse bana bir soru sorun!


Bu sitede yayınlanan içeriklerin tamamı Fikir Ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında “eser” niteliğindedir. Her türlü telif hakkı saklıdır.