YOLDAKİ RAHATSIZLIK / #ozanlayolda 82.Gün

by Pablo Picasso

Tam iki haftadır yazı paylaşmıyorum. Geçmem gereken bir eşiğe dair kendimle daha çok kalmam gerektiğine inandığım için ekranlarla olan geçirdiğim zamanları minimuma indirip, doğada daha çok vakit geçirip, kendimi dinlemeye ve yazılarımı da kalem kağıt kullanarak yazdım. O eşikten tarihsel olarak geçtim ama yine de reklam, haber, paylaşım saldırıları altında kalmamak için birkaç gün daha beklemeyi seçmiştim. Birey olarak her şeye dair iyi hissetmem, hayatın geriye kalanındaki her şeyin iyi olduğu anlamına gelmiyor. Yaşanılanların arasında dengede kalabilmek bazen bir cambazdan daha fazla yetenek gerektiriyor. Evet öyle çünkü dün gerçekten benim dengem bozuldu…

Nasılsınız? Hayatınızda her şey yolunda mı? Benim için yine cevap aynı, iyi olan kadar kötü de var. Mutlu muyum? Çok. Üzülüyor muyum? Evet. Enerjim var mı? Giderek artıyor. Yorgun muyum? Elbette. Sizde durumlar nasıl? Hayatın bizlere sunduklarına dair ne hissediyorsunuz? Memnun muyuz? Minnettar mıyız? Yoksa yetmiyor mu? Hep daha fazlası mı? Çok soruyla karşılaşınca kafanız mı karıştı? Bence bugünlerde karışmalı, bazı şeyler kökten değişmeli. Evet öyle çünkü dün gerçekten benim dengem bozuldu…

Senelerdir televizyon izlemeyen bir insanım. Televizyondaki yayınların saçmalığını erken yaşta fark etmiş olmalıyım ki kendi adıma radyo ile büyüdüm diyebilirim. Bu konuda çok şanslıyım çünkü radyonun hayatımdaki yerini ve bana kattıklarını anlatsam şok olabileceğinizden eminim. Uzun zamandır da LinkedIn haricinde sosyal medya kullanmadığımdan bahsetmiştim. Bizi biz olmaktan çıkartan, akıllarımızı karıştıran, başkalarının hayatlarına imrenmeyi bırak yorum yapma ve yargıda bulunma lüksünü bize veren bir yerden uzak kalmak bana çok iyi geldi. Ancak son iki haftalık dinlenmemden sonra dün sabah biraz göz gezdireyim dedim, aktif olarak piyasalarda işlem yapıyorsanız gündemi takip etmeniz gerekebiliyor, keşke bakmasaydım diyecek noktaya geldim. Evet öyle çünkü dün gerçekten benim dengem bozuldu…

Hiç tanımadığınız birisinin hikayesi canınızı ne kadar yakabilir? Pınar Gültekin adını duydunuz mu? Hikayesinden haberdar mısınız? Adını hiç duymamış, kendini hiç tanımazdım. Ama hikayesinin sonunu duyduk, okuduk. Haber manşetlerinden, sosyal medya paylaşımlarından,  radyo yayınlarından… Hepsi, birlikte aynı şeyi söylüyordu; PINAR ÖLDÜRÜLDÜ! Adının Pınar olmasının bir anlamı var mı? Özgecan? Yasemin? Nazmiye? Aynur?

Sadece haziran ayında Türkiye’de bilinen en az 27 kadın cinayeti var. Güzellikleriyle övündüğümüz değerli ülkemizde 2019 yılında her şehrinde tam 474 kadın öldürüldü. Ölüm haberi en çok tepki verilenlerden birisi olan Özgecan’ın ölümünden sonra yaklaşık 2000 kadın öldürüldü. Sevgilisi, eşi, oğlu, tanımadığı biri, babası ve tanıdıklar tarafından ekonomik, boşanma, terk edilme, hayata dair karar alma gibi sebeplerle ateşli silahlarla, kesici delici aletlerle, boğularak ve darp yoluyla yaşam hakları ellerinden alındı. Verileri çok seviyoruz ya öldürülme sebepleri arasında olanlardan birisini ayrıca yazayım; başka bir kadını korumak için. Nasıl okurken rahatsız oluyor musunuz? Olmalısınız.

Başka bir konu daha var öyle yok hemen hatırladık bitti. Çocuklar, çocuk cinayetleri, çocuk istismarı…  Bebeklikten, genç yaşlarına kadar yüzlerce belki de binlerce çocuk bütün bu acıyı hissetmek zorunda kalıyor. Hangi nedenle? Hangi amaçla? Nasıl bir bakış açısıyla? Bu soruların cevaplarının bu konuda benim için hiçbir anlamı yok. Çünkü hiçbir cevap bir çocuğa herhangi bir şekilde zarar vermeyi haklı kılmayacaktır. Yine rahatsız oluyor musunuz? Olmalısınız.

Hayatımda ilk defa kadın arkadaşlarımdan birebir şekilde yaşadıkları rahatsızlık verici olayları dinlediğimde kanım donmuştu. Gündelik hayatımda çocukların yaşadıklarını gördükçe de aynı rahatsızlığı her an yeniden hissediyorum. Bakın çok önemli bir nokta daha var, yaşanılanlar sadece fiziksel şiddete dayalı da değil. İnsanların birbirine uyguladığı şiddetin psikolojik türü de önemli fark edilmesi gereken noktalardan birisi. Sosyal medyada mesajlar yoluyla yapılan tacizlerden tutun, çocukların oyun oynarken birbirlerine karşı kullandığı zarar verici kelimelerin hepsinin göz önüne alınması gerekiyor. Sadece sosyal hayatta birbirimize karşı yarattığımız bu baskının yanında siber zorbalığın da artık önemle değerlendirilmesi gerekiyor.

Ne zaman insanlık olarak bu hale geldik? Yoksa bu hep var mıydı? Bu baskının, bu zorbalığın, can yakmanın veya can almanın temeldeki sebepleri neydi? Farklı yorumlar elbette olacaktır, en temeline ulaşmak için olmalı da. Annesinden koparılmış bir çocuğun hırçınlığı, gün gelip başka birisine kurduğu baskıya dönüşebilir. Kendine güvenmeyen bir adamın, kendinden fiziksel olarak daha güçsüz bir insana zarar vermesi muhtemeldir. Hayatında hep ötekileştirilen bir insanın, eline güç geçtiğinde o gücü diğerlerinin üzerinde sert bir şekilde kullanması da bu seçenekler arasında.

Peki ya biz hiç mi sevgiyi hissetmedik? Eminim ki herkes farkında olmasa da bu hissi hayatında en az bir kere tatmıştır. Birini sevmek, birisi tarafından sevilmek, bir nesneyi sevmek, bir takımı sevmek, bir hayvanı sevmek, bir şarkıyı sevmek… Sevgiyi anlamadık mı? Yaşayamadık mı? Anlamsız hırsların peşinden gidip bu da yetmez gibi bir de sevginin olmadığı yerde ortaya çıkan öfkenin kontrolüyle zarar vermeye başladık.

En önemlisi birbirimize karşı olan anlayışımızı yitirir olduk…

Birçoğumuz farkında değiliz belki ama birbirimiz hakkında çok kolay yorum yapıp ardından yargılarda bulunuyoruz. Kimse kimsenin hikayesini bilmeden dış görünüşüyle, sahip olduğunu sandıklarıyla, işiyle, okuluyla alakalı yargılarda bulunuyor. Ve elbette bu yargılar karşıdakinin hayatını bir şekilde etkiliyor. Etkilenmeyen var mı? Beni çok etkiledi. Aynı yargılarda ben bulunmamış mıyımdır? Mutlaka bulunmuşumdur. Çünkü bize bu öğretildi değil mi? Birinin bir şeyi yapmamasının ya da yapamamasının ardındaki sebepleri bilmeden, görmeden, dinlemeden yapıştırıyoruz yargıyı. Yargı, yapıldığı andan itibaren çok rahatlıkla eyleme dönüşüyor. Sonuç mu? Kadın cinayetleri, çocuk istismarı, iş yerinde mobbing, sosyal hayattan koparılma, sevdiklerinden ayrı konulma.

Ne zaman durup acaba karşıdaki neden böyle yapıyor diye düşünüp, onun hakkında yargıda bulunmadan önce hikayesini anlamaya çalışacağız? Ne zaman sorunları konuşarak ve ardından anlaşarak çözmek yerinde bir şiddet türünü uygulamaktan vazgeçeceğiz? Bakın buraya kadar yazdığım her şeyin ne erkeklikle alakası var ne kadınlıkla ne de çocuklukla, konu tamamen insan olabilmek ile alakalı. Bizden olmayanı, bizim gibi düşünmeyeni, bakmayanı, bizim gibi sevmeyeni ne zaman olduğu gibi kabul etmeyi öğreneceğiz?

Herkesin en iyisi kendisi olduğunu düşündüğü bir yerde konu yine tam olarak kendimizle alakalı. Herkes dönüp yine kendine bakmalı, kendindekileri tespit etmeli. Bir erkek olarak bir kadına şiddet uygulamıyor olabilirsiniz ancak hemcinslerinize karşı yaptıklarınıza dönün bir bakın. Bir kadın olarak bir çocuğu çok seviyor olabilirsiniz ama iş yerindeki arkadaşlarınıza dönün bir bakın. Çünkü ektiğiniz her tohum elbet bir gün büyüyecek ve ekildiğindeki enerji şeklinde karşımıza çıkacak. Hemcinsleri tarafından baskı gören bir erkek dönüp en yakınındaki kadına şiddet uygulayabilir. İş yerinde psikolojik saldırılara maruz kalan bir insan evinde çocuğuna baskı uygulayabilir.

Hala rahatsız hissetmenizi istiyorum. Çünkü rahatsızlık bizi çözüme götürecek tetikleyicilerden birisi, başınıza geldiğinde anlamayın istiyorum. Yaşamadan bir başkasının yaşadığına dair o deneyimi anlayın istiyorum. Yazılarımı okuyanlar arasında kadınlar, erkekler, gençler, işletmeciler, girişimciler, şirket yöneticileri, ebeveynler, sevgililer var. Bunca şeye kayıtsız kalarak yapılanların bence anlamı yok. Size bugün dokunmayan yılan elbette şu an rahat hissettirebilir ancak unutmayın bir gün o zehir çocuğunuza ya da en sevdiklerinize dokunabilir.

Herkesin bir hikayesi var, yaşadığı, deneyimlediği, gördüğü ya da göremediği, elinden alınan, itildiği şeyler var. Bunları görebilmenin, anlayabilmenin yolu sevgi ve anlayıştan geçiyor. Olanı veya insanı olduğu gibi sevebilmek büyük güç. Onu olduğu haliyle, oluş sebebiyle anlamak büyük güç. Benim dün gerçekten dengem bozuldu. Pınar’ın hayat hikayesiyle başlayan tetiklenme diğer olayları ve konuları hatırlamama ardından da beni kendi hayatımda yaşadığım olaylara dair yeniden bir sorgulama yapma noktasına getirdi. Şimdi başkalarına dair kesip biçme yapmadan önce iğneyi bile onlara batırmayı bırakıp, çuvaldızı kendimize döndürmeliyiz. Herkes kendi kapısının önünü temizlese Dünya ne kadar temiz olur değil mi?